Kara bilim, bilimsel bilginin etik dışı, gizli, yasa dışı ya da insanlık dışı amaçlarla kullanıldığı araştırmaları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Genellikle devletlerin, askeri kuruluşların ya da etik dışı araştırmacıların yürüttüğü, kamuoyundan gizlenen ve bilimsel ilerlemenin “karanlık” yüzünü temsil eden çalışmaları kapsar. Bu tür çalışmalar, ajanları daha kolay sorgulamak, istihbaratı güçlendirmek, toplumu kontrol altına almak, kitleleri daha acımasızca imha etmek, etnik temizlik yapmak, savaş teknolojisini artırmak, asimilasyon veya biyopolitik amaçlarla yapılır.
Yüzyıllardır çeşitli coğrafyalarda bilimin korkunç yüzünü gösteren kara bilim çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalardan ne kadarı kamuya sızdırılmış bilinmez ancak birkaç örnek sıralamak isterim.
MK-Ultra Projesi (ABD, 1950–60’lar):
CIA tarafından yürütülen gizli bir zihin kontrol programıydı. İnsanlara habersizce LSD ve diğer psikoaktif maddeler verilerek zihinsel manipülasyon yöntemleri test edildi. Deneklerin çoğu rızasızdı. Bazı denekler kalıcı psikolojik zarar görürken bazıları ise kayatını kaybetti.
Tuskegee Sifiliz Deneyi (ABD, 1932–1972):
Siyahi erkeklerden oluşan bir grup, sifiliz hastalığının doğal seyri incelenmek amacıyla yıllarca tedavisiz bırakıldı. Hastalara tedavi edildiklerini söyleyip plasebo verildi; bu etik dışı deney nedeniyle yüzlerce insan acı çekerek öldü veya hastalığı yaydı.
Nazi Tıbbi Deneyleri (Almanya, 1940’lar):
Toplama kamplarında yapılan deneylerde insanlara aşırı soğuk, basınç, enfeksiyon gibi acı verici uygulamalar yapıldı. Bu çalışmalar “tıbbi ilerleme” iddiasıyla yapılmış olsa da çoğu sadistik işkence boyutundaydı.
Biyolojik Savaş Araştırmaları – Unit 731 (Japonya, II. Dünya Savaşı):
Japon ordusunun Çin’de yürüttüğü bu gizli programda binlerce insan üzerinde biyolojik silah testleri yapıldı. İnsanlara veba, kolera gibi hastalıklarla enfekte edildi; organları canlı canlı çıkarıldı.
Kara bilim, geçmişte kalmış değil, bugün de teknolojiyle beraber sınırlarını yeniden çiziyor. Özellikle Doğu Türkistan’da (Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırdığı bölgede) Çin yönetiminin Uygur Türklerine yönelik uyguladığı sistematik baskılar, yürütülen sistematik işkence ve kara bilim faaliyetlerinin tüm dünyada duyulmasını engellemektedir. Gözaltı birimleri özellikle Uygur Türkleri ve diğer müslüman azınlıkları hedef alan toplumsal ıslah adı altında kurulan yapılardır. Bu birimler ıslah kampları, gözaltı merkezleri, sorgulama odaları. hapishaneler, işkence odaları ve zorunlu çalışma kamplarını içermektedir. Uydu görüntüleri Sincan’da 380’den fazla gözaltı birimi olduğunu göstermektedir [1].

Şekil 1:Sincan’da bulunan gözaltı birimlerine ait uydu görüntüsü [2].
Planet Labs tarafından sağlanan bu 17 Eylül 2018 tarihli dosya uydu görüntüsünde, Batı Çin’in Sincan bölgesindeki Artux’taki Kunshan Endüstri Parkı’nın etrafındaki binalar görülüyor [2]. Bu, Sincan bölgesindeki bir dizi toplama kampından biri. Uzmanlar, Çin hükümetinin gönüllü iş eğitimi olarak adlandırdığı şey için 1,8 milyona kadar Uygur, etnik Kazak ve diğer Müslüman azınlıkları gözaltına aldığını söylüyor. Ancak haber kuruluşlarına sızdırılan gizli bir plan, kampların tam olarak eski tutukluların tarif ettiği gibi olduğunu gösteriyor.
Doğu Türkistan’da Çin’in Uyguladığı Kara Bilim Örnekleri:
1. Zorla DNA Toplama ve Genetik Takip Programları
Çin, 2016’dan itibaren “İyiliksever Sağlık Kontrolü” adı altında bölgedeki tüm Uygurlardan zorla kan örnekleri, DNA verisi, iris taramaları ve ses kayıtları toplamaktadır [3]. Bu veriler, kitlesel gözetim sistemleriyle entegre edilerek hem kimlik doğrulamada hem de bireylerin soy geçmişi ve etnik bağlantılarının izlenmesinde kullanılıyor. Bu tür sistemler, gelecekte genetik mühendisliğe dayalı hedefli baskı veya biyolojik silah uygulamalarına zemin hazırlayabileceği için ciddi etik ve güvenlik sorunları doğurmaktadır. Bu, genetik bilimindeki bilgilerin etnik temizlik ve biyopolitik kontrol amacıyla kötüye kullanılması anlamına gelir.
Genetik profilleme yoluyla Uygurların etnik özellikleri biyolojik olarak haritalanmakta, soy geçmişlerine dair veriler elde edilmektedir [4]. Bu durum, potansiyel olarak etnik ayrımcılık ve biyolojik temelli sosyal kontrol sistemlerinin temelini oluşturmaktadır. Elde edilen veriler, sadece kimlik tespiti değil; genetik hastalık yatkınlıklarının analizinde ve “itaatkâr birey” tipi gibi spekülatif davranış modellemelerinde de kullanılabileceği yönünde endişeleri beraberinde getirmektedir [5].
Zorla alınan bu kan örnekleriyle, Uygur halkının genetik yapısı detaylı biçimde analiz edilebilir. Bu çalışmalarla etnik özgünlüğe ait genetik markerlar tespit edilebilir, bu markerlar üzerinden bireylerin soy geçmişi, ata kökeni, hastalık eğilimleri belirlenebilir. Toplumun tamamı biyolojik olarak “tanımlanabilir” hale getirilebilir, bu sayede bir etnik grubun biyolojik olarak izlenmesi, hedef alınması veya uzun vadede bastırılması için kullanılabilir.
2. Zihin Kontrolüne Yönelik Nöroteknolojik Deneyler
Çin’de bazı akademik yayınlarda “tehlikeli bireylerin davranışlarını öngörmek ve kontrol etmek” amacıyla nörolojik verilerin analiz edildiği projeler yer alıyor [6]. Doğu Türkistan’da tutuklu Uygurlar üzerinde, beyin dalgası izleme (EEG), uyku düzeni takibi, psikolojik durum çözümleme gibi deneylerin yapıldığına dair çeşitli sızıntılar ve tanıklıklar mevcut. Bu konu ile ilgili çalışmaları görebilmek için neuro-safety science olarak araştırmanız yeterli. Çalışmaların neredeyse tamamının Çinli gruplar tarafından yapılmış olması şaşırtıcı. Ayrıca bu çalışmaların yürütülmesi için gerekli etik izinlerin nasıl alındığı ise şaibelidir, şayet katılımcıların rızası alınmışsa bile etik kurulundan onay alamaması gerekir. Çünkü çalışmalar sadece katılımcılara değil tüm insanlığa zarar verebilecek niteliktedir. Çünkü bu çalışmalar sonucu elde edilen verilerin zihin manipülasyonu, davranış yönlendirmesi, toplumsal ayrıştırma, asimilasyon ya da işkence yöntemlerinin optimizasyonu için kullanılabileceği ortadadır.
3. Kara Bilimin Psikofarmakolojik Ürünleri
Bu kamplarda zorla ideolojik eğitim, ilaç kullanımı, bilinç değişimi teknikleri ve psikolojik kırılma yöntemleri uygulanıyor. Kişinin inanç sistemi, hafızası ve sosyal kimliğinin dönüştürülmesi hedefleniyor.Bazı eski tutuklular, kamplarda kendilerine zorla ilaçlar verildiğini ve buna karşı koyamadıklarını söylemiştir(Daha detaylı bilgiler için Gülbahar Jelilova’ya ait röportajları inceleyebilirsiniz.) Bilinç durumlarını etkileyen bilinmeyen ilaçlar verildiğini, sonrasında ise yoğun zihin bulanıklığı, depresyon ve kimlik kaybı yaşadıklarını ifade ediyorlar. Kamplarda bir rutin haline gelen tecavüz ve işkencelere karşı kişilerin karşı koymasını engelleyen bir takım ilaçlar verilmekte ve bu amaç doğrultusunda yeni ilaç keşifleri için araştırmalar yürütülmektedir.
Aslında bu tür etkilere yol açan ilaçların tarihi eskiye dayanıyor. Kara bilimde kişilerin iradelerini zayıflatmak için sodium amital, sodium tiyopental, skopolamin, fentanil gibi psikoaktif maddelerin kullanıldığı bilinmektedir. Örneğin yirminci yüzyılın başlarında, doktorlar skopolamini morfin ve kloroform ile birlikte doğum sancısını hafifletmek için kullanmaya başladılar ve bu süreçte anne “alacakaranlık uykusu” olarak adlandırılan farklı bir bilinç haline girmekteydi [7]. Bu uyku, sadece anestezi ile değil, aynı zamanda annenin doğum sürecine dair tüm anılarını kaybettiği tam bir amnezi durumu ile karakterize ediliyordu. Birkaç yıl sonra, doktorlar alacakaranlık uykusundaki kadınların konuşkan hale geldiklerini ve sonrasında hatırlamamalarına rağmen sorularını doğru bir şekilde cevaplayabildiklerini belirttiler [8]. 1922’de, skopolaminin doğum sırasında kullanımında deneyimli bir Amerikalı doğum uzmanı olan Robert House, benzer bir tekniğin suç zanlılarının sorgulanmasında kullanılmasını önerdi. Skopolamini mahkumların sorgulanmasında kullanmaya başladı, sonuçlarını yayımladı ve böylece “doğruluk serumunun babası” olarak ün kazandı. Polis sorgulamalarında skopolamin kullanımına dair yalnızca birkaç vaka kamuoyuna yansıdı. Bununla birlikte, skopolaminin 1980’lere kadar eski Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde bir “kimyasal deli gömleği” olarak kötüye kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca tecavüz, soygun, yağma gibi kriminal faaliyetlerde kullanıldığında mağdurun karşı koymasını engelleyen ve her şeye rıza gösteren bir bilinç haline sokan skopolamin semptomları, eski tutukluların beyanları ile şaşırtıcı derecede örtüşmektedir. Kara bilim dünyasında uzun bir geçmişe ve büyük bir popülerliğe sahip olan skopolamin gibi sorgulama ilaçlarının Çin Hükümeti tarafından bilinmemesine ve kullanılmamasına ihtimal vermiyorum.
4. Biyoteknolojik Gözlem ve Yapay Zeka Destekli Duygusal Tanıma Sistemleri
Bölgede yaygın olarak kullanılan yapay zekâ tabanlı gözetim kameraları sadece yüz tanımakla kalmıyor, aynı zamanda kişinin duygu durumunu da analiz ediyor. Çinli teknoloji şirketleri, “tehlikeli düşünceyi” yüzdeki mikro ifadelerden okuyabilecek sistemler geliştirdiklerini iddia ediyor. Bu sistemler, sosyal davranışı “optimize etmek” adı altında korku, öfke, huzursuzluk gibi ifadeleri anında tespit edip güvenlik güçlerini harekete geçirebiliyor.
5. Organ Nakli Uyumluluk Testleri
Zorla alınan kan örneklerinin HLA tipi (doku uyumu) belirlemede kullanıldığına dair ciddi iddialar vardır. Canlı ya da idam edilen mahkûmlardan yasa dışı organ temini için alıcı ile uyumluluk belirlemekte kullanılabilmektedir. Çin’deki organ nakli pazarının arka planında Uygurların hedef alındığına dair BM raporları ve bağımsız gözlemci raporları vardır [9]. Bu, kara bilimin tıbbi etikle çatıştığı korkunç örneklerden biridir.
6. Biyolojik Silah Tasarımları
Genetik veriler yoluyla etnik grupları hedef alabilecek biyolojik silah tasarımlarına dair teorik riskler gündeme gelmektedir. Çin ordusuna bağlı bazı yayınlarda, “etnik biyolojik silahlar”ın gelecekteki askeri stratejilerde rol oynayabileceğine dair öngörüler yer almaktadır [10]. Bu, zorla DNA toplamanın yalnızca gözetim değil, potansiyel bir genetik silahlanma politikasıyla da bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir.
Buraya youtube videosu koyalım ‘BBC, uygur türkü müslümanların tutulduğu toplama kamplarına girdi’
Tüm bu yaşattıklarına gerekçe olarak yapılan açıklamalar ise şu şekilde ‘Bazı insanlar cinayet işlemeden dahi katil potansiyeli gösterir. Sizce suç işlemelerini beklemeli miyiz? Yoksa bunu olmadan mı engellemeliyiz? Bizim buradaki hedefimiz suç işleme sınırına gelmiş birini alarak onu yasalara uyan biri olarak topluma kazandırmak. Kafalarındaki aşırı düşünceleri değiştirmeye çalışıyoruz. Böylece mezun olduktan sonra iş bulabilirler.’ Bu çirkin cümleler aslında yaptıkları zihin kontrolüne yönelik nöroteknolojik deney çalışmalarını ve biyoteknolojik gözlem ve yapay zeka destekli duygusal tanıma sistemleri çalışmalarını destekler niteliktedir.
Dahası yetkililerin ıslah kampları hakkında sarf ettikleri ‘Gözaltı birimlerindeki kişiler radikal düşüncelerden etkilenmiş durumdalar, bizim amacımız onları bu aşırı düşüncelerden kurtarmak.’ cümlesi akıllara şu ayeti getirmekte:
Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın!’ dendiği zaman, ‘Biz ancah ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir fakat farkına varmazlar.
Bakara suresi, 11 ve 12. ayet
Referanslar
[1] Thum, R. (2024, March 11). Inside China’s prison state. The New Yorker. https://www.newyorker.com/news/a-reporter-at-large/china-xinjiang-prison-state-uighur-detention-camps-prisoner-testimony
[2] Kinetz, E. (2019, November 24). ‘Absolutely no mercy’: Leaked files expose how China organized mass detentions of Muslims. AP News. https://apnews.com/article/china-cables-ap-top-news-international-news-china-race-and-ethnicity-4ab0b341a4ec4e648423f2ec47ea5c47
[3] Human Rights Watch. (2017). China: Minority region collects DNA from millions. https://www.hrw.org/news/2017/12/13/china-minority-region-collects-dna-millions
[4] Zenz, A. (2019). Beyond the camps: Beijing’s long-term scheme of coercive labor, poverty alleviation and social control in Xinjiang. Journal of Political Risk, 7(12). https://www.jpolrisk.com/beyond-the-camps/
[5] Kustra, J. (2021). Genealogy and control: The uses of DNA in China’s surveillance regime. Surveillance & Society, 19(1), 89–102. https://doi.org/10.24908/ss.v19i1.13651
[6] Zhang, S., Ye, S., Huang, Y., & Shi, X. (2023). Neuro-safety science: An emerging discipline to reveal the neural mechanisms of safety problems. Frontiers in Neuroscience, 17, Article 1190995. https://doi.org/10.3389/fnins.2023.1190995
[7] (Notes On Painless Childbirth W. A. Potts, 1917)
[8] Ullrich, S. F., Hagels, H., & Kayser, O. (2017). Scopolamine: a journey from the field to clinics. Içinde Phytochemistry Reviews (C. 16, Sayı 2, ss. 333-353). Springer Netherlands. https://doi.org/10.1007/s11101-016-9477-x
[9] International Coalition to End Transplant Abuse in China (ETAC). (2020). The China Tribunal judgment. https://chinatribunal.com/final-judgment
[10] Kania, E. B., & Laskai, L. (2019). China’s embrace of biotechnology and its military implications. Center for a New American Security. https://www.cnas.org/publications/reports/chinas-embrace-of-biotechnology